Aleviliğin Temelleri

Alevilik binli yılların başında Kızılbaşlıkla başlamadı. Kökü tahmin edemiyeceğiniz kadar derindir.

Alevilerin atalarını oluşturan ilk topluluklar, bilim adamlarının “Bereketli Hilal” dedikleri bölgenin üst noktasında yaşadılar. Bereketli Hilal’in bir bacağı Zagros Dağlarının Dicle Irmağına bakan eteklerini izleyerek Basra Körfezine, diğeri ise Akdeniz kıyılarını izleyerek Mısıra iner. Hilalin ortası ise Mezopotamyanın kuzeyi ile Anadolu’nun orta ve güneydoğusudur.
Ne varki, bitki ve hayvanların evcilleştirmesi, tarıma geçiş, Bereketli Hilal’in kuzeyinde (Urfa, Harran, Mardin, Diyarbakırda) daha erken başarılmıştır. Bölge, iklimi, hayvan ve bitki bolluğu yüzünden Neolitik Çağa “Bereketli Hilalin” diğer bölgelerine göre daha erken girmiştir. Avrupa, Ortadoğu ve Uzakdoğuya göre en az 5 bin yıl önce…

Göbeklitepe; bugünkü Aleviliğin atası sayılan, Taş Devrine tekabül eden, (Nevale Çori/Urfa, Hallan Çemi /Batman, Çayönü /Diyarbakırda) hayvanları evcilleştirebilen, toprağı işleyebilen, yerleşik hayata geçerek işbölümü yapabilen, kabile ve kabile önderlerinden oluşan, sınırlı da olsa artı ürünü stok edebilen, doğayı tanrı olarak gören “Doğa” dediğimiz bir inancı simgeler.
Doğa inancı; somut varlıkların (toprak, su, hava ve ateş’in) hareket ve devimini esas alan, Tanrı’yı, doğa ve doğa olaylarıyla açıklamaya çalışan inancın adıdır. İlk insanlara göre tanrı statik değil, kendine ait dili olan hareketli bir şeydi. Yangınlar, seller, ırmaklar, heyelanlar, depremler, toprağın canlılara sunduğu bitkiler, canlılara yataklık eden dağlar, ışık ve ısıyla etkisini hissettiren ay ve güneş, gök gürlemesi, şimşek, yağmur, dolu, kar hepsi devinim halinde olan tanrılardı.
Henüz bilince çıkmamış olan ruh, eşyanın dışında değil, görüp duyduğu, günlük olarak etkilendiği nesnelerin içindeydi. O dönemin insanları, bebeklerin oyuncaklarını canlı sanıp konuşmaları gibi (animizm) nesnelerle iletişim kurmaya, konuşmaya, tapınmaya çalışırlardı. Teveccühlerini kazanmaya, kızdırmamaya, güçlerini yanlarına almaya uğraşırlardı. Kurban keser, ayin düzenler, yalvarır, övgüler dizerlerdi…
Avcı, toplayıcı, kabile, şeflik ve devlet şeklindeki örgütlenmeler boyunca insanların hakim inancı doğa eksenli idi. Çok tanrıcı Sümerler’in, Anadolu Halklarının, Mısır ve Yunan tanrılarının kökeni doğaya dayanırdı. Tanrılar; güçlü, kuvvetli, zeki, yararlı, korkunç, sevimli hayvan ve nesnelerle sembolize edilirdi. Arslan, kartal, boğa, yılan, ceylan, tilki, turna, güneş, ay, dağ, ırmak vs…
Avcı, toplayıcı topluluklar:
Avcı-toplayıcı toplulukların temel özellikleri, eşitlikçi olmaları, kadının üretimde aktif olması, kişiler arası ilişkilerin resmi kanallara dayanmaması, önder ve ayrıcalıklı bir sınıfın henüz oluşmamasıdır. Dahası mobil oldukları için ihtiyaç fazlası ürünü elde edemiyor oluşlarıdır.

Kabile:
Kabile örgütlenmesinde insanlar, bitki topluyor, hayvanları evcilleştirebiliyor, toprağı sürüyor, ihtiyaç fazlası ürünleri biriktirebiliyorlardı. Embriyon aşamasında da olsa artı değer ve sömürü oluşmuştu. Birbirlerini tanıyor, resmi bir düzene gerek duymuyorlardı. Sorunlarını kendi aralarında çözüyor, ya da çözmeye çalışıyorlardı.
Bu dönem insanları 100 kişiden 1000 kişiye kadar olan yerleşkelerde toplu olarak yaşarlardı. Ulu kişilerin ortaya çıktığı dönem bu dönemdir. Mağara ve basit evlerden ilk kerpiç evlere geçilmiştir. Hemen her kabilenin kutsal kabul ettiği bir veya birkaç totemi vardı. Göbeklitepe, dünyanın diğer bölgelerine göre erken oluşmuş, totemlere dayanan bir kabile yapılanmasıdır.

Şeflik Dönemi:
Tek bir merekeze değil de birkaç merkeze hükmeden, binlerce kişiden oluşan yaşam biçimidir. Karışık olmayan bir hiyerarşi ile ilkel bir iş bölümü vardır. Takas kültürü hala mevcuttur. Toplum, artı ürüne el koyan, babadan oğula geçebilen şeflerce yönetiliyordu. Kişiler arasındaki anlaşmazlık dini-resmi kurumlarda çözülüyordu. Tohumu atılmış köleci toplum, henüz tasfiye edemediği eski eşitlikçi yapıyla grift bir yapı içindeydi. Yerleşik hayat ve tarıma geçiş, ataerkil topluma analık etmiş, insanlar, doğadan soyutlanan totemlerine başka manalar (tabular) yükler olmuşlardı. Kabileler totemlerini korumakla birlikte, totemlerinin sentezinden oluşan, çok tanrılı, karmaşık, hiyerarşik bir dine doğru evriliyorlardı.

Devlet:
Tarihte ilk devletleşme Şehir devletleri şeklinde görüldü (MÖ. 6000). Şehir devletlerinin toplamından gerçek devletler doğdu (MÖ. 4000). Devletleşme köyler ve kentlerden oluşan, 50 binle yukarısındaki yerleşim bölgelerinde baş gösterdi. Kırallık; kabile ve şeflerden oluşan konfedaral bir yapının üst şeklidir. Din, iş bölümü, yasalar, bürokrasi, savaş- barış, artı değerin toplanması merkezi bir yapı tarafında kontrol ediliyordu. Teknik (Metalin keşfiyle) gelişmelerle besin üretimindeki uzmanlık artmış, sınıfsal ayrılıklar basitten zora doğru karmaşık bir hal almıştı.
Temeli şeflikle atılan devlet aygıtı, sömürü düzeni, halkın silahsızlandırılması, seçkin silahlı bir gücün oluşmasıyla sonuçlandı. Ama seçkinlerin halkın desteğini kazanabilmeleri, haklılıklarına toplumu da inandırabilmeleri için, bir din, bir ideoloji inşa etmeleri gerekiyordu. Kurumsallaşmış dinin, artı değeri seçkinlere aktarması, haklı göstermesi, insanların kendi çıkarlarından bağımsız olarak ölümlerini süreklileştirecek bir güdüye dönüşmesi gerekiyordu. Din, masum bir inanma arzusundan öte, tutarlı bir soyma ve hükmetme mekanizması olarak rolünü üst düzeyde oynamaya başlamıştı.
Yukarıdaki tanım, komünal (kabile) yapıdan sonra oluşan, Alevilerin ataları olan Sümer, Luvi, Hatti, Hitit, Hurri inancındaki kırallıklar için de geçerlidir. Ancak tebası oldukları devletlerin yıkılmasıyla, bu halklar, Roma, Arap, Selçuklu ve Osmanlı’nın sömürü ve zulmüne maruz kaldılar. O tarihten sonra da eskiye dayanan eşitlikçi ütopyaları temelinde, ezilenlerin, inaç, ideoloji ve umutları oldular.
Bugünki Alevilik; Göbeklitepe’de mayalanan, Ubeyd-Halaf, Sümer, Luvi, Hatti, Hitit, Hurri, Roma, Selçuklu, Osmanlı, Türkiye, Balkan, Irak, İran sınırları içindeki halkların binlerce yıllık özgün kültürünün aldığı son biçimdir.

30. 11. 2018
A.R. Aksin